28 Temmuz 2015 Salı

Kalkan: AKP'nin faşist, diktatör yönetimini adım adım yıkmalıyız


PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, AKP’nin topyekun özel savaş planlamasını devreye koyduğunu dikkat çekti.PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, AKP’nin topyekun özel savaş planlamasını devreye koyduğunu dikkat çekti. AKP’nin merkezi, faşist diktatör yönetimini adım adım yıkmalıyız. Böyle bir mücadeleyi yürütürsek kesinlikle kazanırız.



PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan Suruç katliamı, gözaltı-tutuklama furyasıve hava saldırılarıyla birlikte AKP’nin topyekun özel savaş planlamasını devreye koyduğunu dikkat çekti. Halkları adım adım Demokratik Özerklik yönetimlerini geliştirmeye çağıran Kalkan, "Demokratik Özerklik Devrimi’ni gerçekleştirmek üzere Kürt toplumunu, dostlarını, demokratik Türkiye toplumunu, kadını ve gencini seferberlik düzeyinde mücadeleye davet ediyorum. Mücadele yöntemimiz AKP’ye darbe vuran, onu teşhir eden olmalı ama onunla yetinmemelidir. Bunu demokratik özyönetimi inşa temelinde yapmalıdır. Böylece AKP’nin merkezi, faşist diktatör yönetimini adım adım yıkmalıyız. Böyle bir mücadeleyi yürütürsek kesinlikle kazanırız. AKP’nin saldırganlığı zayıflığındandır. Seçimde yenildi, Suriye politikasında yenildi, Kobanê’de yenildi. Şimdi tıkandı, siyaset yapamıyor, bu saldırganlıkla siyaset yapmanın önünü açıyor. Orduyu, polisi sopa gibi kullanarak kendini maskelemek istiyor. Bu oyuna kimse gelmemelidir" dedi. 
Katliam ve saldırılar karşısında halkın PKK’den ‘intikam’ alınmasını istediğini hatırlatan Kalkan, “Biz intikamı Kürdistan’ı özgürleştirmek ve Türkiye’yi demokratikleştirmek olarak görüyoruz...Kuşkusuz, eylemler oluyor, protestolar oluyor. Çok daha fazla bunları yapmak, AKP’yi teşhir etmek, AKP’yi işlemez kılmak gerekir” diye konuştu.  
Duran Kalkan, şu hususa da dikkat çekti: “Eğer AKP çatışmayı sürdürecekse bilsin ki, Kürdistan’da memurluk yapan herkes AKP’nin saldırısına ortaktır, tutuklamaya karşı tutuklanır, vurmaya karşı vurulur. Polis silahını kullanırsa misliyle karşılığını bulur.”
PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, MED NÛÇE’de yayınlanan Politik Alan programında Suruç katliamı, siyasi soykırım operasyonları ve son olarak Medya Savunma Alanları’na dönük yoğun hava saldırılarına ilişkin Ersin Çelik’in sorularını yanıtladı
Geride bıraktığımız hafta içerisinde Suruç katliamı, ardından siyasi soykırım operasyonları başlatıldı ve son olarak da Medya Savunma Alanları’na yönelik yoğun hava saldırıları gerçekleşti. Bu üç gelişme bir yeni bir konseptin parçaları olarak değerlendirilebilir mi?
Son hava saldırıları bizi doğruladı. AKP hükümetine dönük somut ithamlarımız oldu. Bunlar karşında kendilerini aklayacak bir şeyleri olmadığı bizi doğrulamış oldular. Halbuki “Suruç katliamını, Amed katliamını biz yapmadık” diyorlardı, biz ise “DAİŞ maskeli AKP katliamları var” diyorduk. Aslında son hava saldırılarıyla bu doğrulandı. Maske düştü, esas yüz ortaya çıktı. Ortaya çıkan AKP gerçeği oldu. Aslında Türkiye’de geleneksel devlet gerçeği. Kuşkusuz bu olaylar tekil değil, etle tırnak gibi bağlı. TC devletinin Milli Güvenlik Kurulu’nun 30 Ekim 2014 tarihli toplantısında alınan karar uygulamaya konuyor.
Bu uygulama Newroz’dan sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İmralı’daki görüşmeleri, Dolmabahçe açıklamasını, müzakere hazırlıklarını reddeden ve ondan sonra HDP’ye dönük linç girişimleri, Önderliğimize ve Hareketimize dönük hakaretlerle dolu bir saldırı girişimi gelişti. Şimdi olan o zaman muğlak olan durumun netleşmesidir. Biz o zaman da olanları yeni bir topyekun özel savaş saldırısı başladı, biçiminde tanımladık.
PKK kendini feshetmedikçe, Kürt direnişi tasfiye edilmedikçe bütün bunların süreceği de söylenmektedir. O halde demek ki İmralı’da da Önder Apo’ya dayatılan budur. Açığa çıkan yüz geleneksel TC devlet politikasıdır. Bu son iki yüz yıldır böyledir. 1806’dan bu yana Kürde bu dayatılıyor: Sopa! Silah ve güç, bir sopa olarak kullanılıyor. Son Osmanlı yönetimi de, Cumhuriyet yönetimlerinin de son iki yüzyıldır yaptıkları budur. Bununla kürde diyorlar ki, “hiçbir iraden olmayacak, örgütlülüğün olmayacak, karar gücün olmayacak, teslim olacaksın.” Şuanda AKP hükümetinin bize dayattığı da ‘teslim olun’dur. Bunun dışında başka bir şey yoktur.
Biz dürüst ve samimi yaklaştık. 2013 Newroz‘undan ateşkes ilan edildi, ama biz 2013 ocağından itibaren Önder Apo’yla görüşmeler başlayınca, biz de ona uygun bir tutum gösterdik. 2013 Newroz‘undan itibaren ise çok tutarlı bir yaklaşım gösterdik. Bu iki yıl içerisinde DAİŞ faşizmi desteklenerek Rojava’da binlerce Kürt genci katledilmesine rağmen, Kuzey Kürdistan’a yüzlerce gencin cenazesi gelmesine rağmen bu savaşın Kuzey’e taşmaması için, Newroz’da ilan edilmiş ateşkese riayet edebilmek için büyük bir itina gösterdik. Buna karşı AKP hep tehdit, şantaj politikası uyguladı.
AKP iktidarını korumak için bir oyalama süreci öngörülmüş. Seçimler kazanıldı, en son 7 Haziran seçimi de kazanılarak “artık kullandık, işi bitti” denilerek aslında imha operasyonu başlatılacakmış. Bunu Tayyip Erdoğan’ın çıkışı da açıkça göstermiştir. Artık seçim sürecine girilmişti, “PKK seçim dışında bir şey yapamayacak, o halde karşı çıkarak milliyetçi oyları da alıp seçimi kazanayım ve ardından da son darbe operasyonu yapayım” hesabını ve planını yapmışlardı. Bu plan 7 Haziran‘da biraz bozuldu. Ciddi bir şok yaşadılar. Fakat amaçlarından vazgeçmiş değiller. Amaçlarını gerçekleştirmek için adım adım provokasyonlara başladılar. Bu durum HDP’nin Türkiye illerinde mitinglerinin engellenmesiyle, Mersin-Adana il binalarının bombalanmasıyla başladı. Buna rağmen seçimi kaybedeceklerini anlayınca seçimi iptal ettirmek için 5 Haziran Amed mitingine katliam dayattılar.
AMED SALDIRISINDA DAİŞ-EMNİYET ORTAKLIĞI BELGELERİ ELİMİZDEDİR
Amed HDP mitinginde katliam yapanların Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’yle çalıştığına dair, AKP ile çalıştığına dair elimizde belgeler vardır. Ben daha önce de söyledim, DAİŞ içerisindeki örgütünü MİT Müsteşarlığı açıklasın, diye. Şimdi Suruç’taki öyledir. Halkın sağduyusu ve herhalde patlatamadıkları bombalar nedeniyle istenilen amaca ulaşılamadı ve seçimi iptal ettiremediler.
Seçim oldu ve seçimi kaybedince bu topyekun imha konsepti temelindeki saldırının zeminini hazırlamak için çeşitli girişimler yaptılar. Son Kobanê katliamında da AKP marifeti vardır, biz bunu biliyoruz. Son kirli örnek ise Suruç katliamıdır. Bu tamamen 5 Haziran Diyarbakır mitingine saldırının devamı niteliğindedir. AKP’nin gizli güçleriyle yapılmıştır.
AKP SEÇİMİN İNTİKAMINI ALMAK İSTİYOR
Siyasi soykırım operasyonları ve hava saldırıları ise açıktan yapılıyor. MİT ve ordu kötü bir biçimde kullanılıyor. Yeniden sopayla teslim ol dayatmasında bulunuluyor. Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları da bunu ispatlıyor. “Silahları bırakın” diyorlar, silahlar varken bize bunları yapıyorsunuz! Ben geçen süreçte de sordum: PKK silahları bırakırsa Kürt halkına ne yapmayı düşünüyor bu devlet ve hükümet? Bu sorumuza hiçbir cevap verilmedi. Silahı elindeyken bu kadar baskı, katliam dayatan bir sistem hiçbir savunması olmayan güce her şeyi yapar. Bu kanıtlanmış oluyor.
AKP’nin güncel olarak politikaları intikam almadır. Suruç da, hava saldırıları da 7 Haziran seçiminin intikamını almaya çalışıyorlar, Rojava Devrimi‘nin intikamını almaya çalışıyorlar. Kürt biraz iradeli, özgür konuma geldi. Bunu yeniden ezmek istiyorlar. Umutları bunlardan başarıyla çıkmaktı. İmralı görüşmelerini de öyle yürüttüler. Bu sonuç almayınca şimdi İmralı’dan da intikam alıyorlar.
Gelinen politika 200 yıllık Kürde sopa dayatması, teslim ol dayatmasıdır. AKP’nin bu anlamda geleneksel Kürdü inkar ve imha politikasından ayrı herhangi bir politikası yoktur. 200 yıl öncesindeki Osmanlı padişah sisteminin halklara nefes aldıran ortamı bile yoktur.
Mevcut durumda 7 Haziran seçimlerinde AKP iktidardan düşmüş olmasına rağmen bu politikaları sürdürmesi de çelişkili değil mi?
Evet, ilginç ve burayı kimse tartışmıyor. Bülent Arınç çıkıp bol bol konuşuyor, ama milletvekili bile değildir. Biraz namus varsa derhal görevi bırakıp evine gitmesi lazım. Düşmüş bir hükümete atanmışlık olmaz. O‘nun orada burada konuşmaya hakkı yoktur.
Şu da açığa çıkıyor, AKP düştü, daha da düşecek, ama bir savaş ve gerginlik politikasıyla iktidarda kalmak istiyor. Bununla istikrarsızlık edebiyatı yapıp, erken seçime giderek “bakın AKP’ye oy vermezseniz istikrarsız oluyor” deyip yeniden oy almak isteniyor. Yani kana dayalı bir iktidar hesabı. AKP, kan ve katliamdan beslenen bir iktidar haline gelmiştir. Bunun adı da sömürgeci faşist diktatörlüktür.
Bir zamanlar “Vurun Kürt uşağı, namus günüdür” diyorlardı, şimdi ise “Kürdün kafasına 400 gülleyi birden vurduk, 400 sorti yaptık, bir daha yaparız…” diyorlar. Yapın! Ama unutulmasın ki, bir zaman da Kürdün vuruşuyla o iktidara geldi.
Evet, bütün özel savaşçılar övünür. AKP hükümetinin Çiller-Ağar ikilisinden zihniyet olarak da uygulama olarak da hiçbir farkı yoktur. Ama şu önemli: O iktidara Kürdün gücüyle gelindi. Kürt gücünü çekerse, o zaman gümbür gümbür devrilir.
Ahmet Davutoğlu profesördür. Akıllı sanılıyordu, ama öyle çıkmadı. Çünkü her hükümet gelip bir şansını deniyor, “PKK’yi ben yok edeyim. İkinci kurtarıcı Atatürk olayım.” Ama kendinden önce 15 hükümet olamadı. En iddialısı Tayyip Erdoğan’dı. 2007’den 2012’ye kadar özel savaş kapsamında yapmadığını bırakmadı, uygulamadığı saldırı bırakmadı. Sonuç, o da kaybetti. Buna rağmen hükümet olalı bir yıl bile olmamış Davutoğlu da “ben de şansımı deneyeceğim” diyor. Gelen gideni aratıyor. AKP’nin A’sı yokken PKK vardı ve bu direnişi örgütlüyor yürütüyordu. 35 yıldır bu direniş sürdürüldü. O uçakları hepsi kullandı, ama hiçbir sonuç alınamadı…
Oraya gelmişken, somut olarak son hava saldırılarında bizim de şahit olduğumuz en fazla ormanların zarar gördüğüydü. Kamuoyu da merak ediyor, bunun dışında somut olarak ortaya çıkan zarar nedir?  
Merkez Karargah Komutanlığı gerekli açıklamaları yapıyor. Kaldı ki, biz vurmak ve vurulmak üzerinden siyaset yapmıyoruz. Davutoğlu yeni olduğu için bunu önemli bir siyaset zemini sanıyor. Halbuki vurabilirler, bir yoldaş şehit oldu. Çok değerli bir arkadaşımızdı. Yaralı arkadaşlarımız var. Saldırılar oluyor, normaldir. Başka şehitler de verebiliriz. Ne dedi ozan: “Vurun ulan vurun, ben kolay ölmem. Ocakta küllenmiş közüm, beynimde sözüm var, halden bilene…” Ama bilmeyene karşı da sözün dışında da eylemi vardır. Bu halk da sahipsiz, güçsüz, iradesiz değil. İsteyene istediği dilden cevap verecek durumda.
AKP ARTIK BİTECEKTİR!
Hava saldırıları sonrası KCK’nin, HPG’nin, DTK’nın, aslında Kürt Özgürlük Hareketi’nin bütün olarak yaptıkları açıklamada “mücadeleyi yükseltelim” çağrısı ortaktı. Somut olarak mücadeleyi yükseltelim önümüzdeki dönem açısından ne anlama geliyor? Yeni dönemde Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaklaşımı ne olacak?
Bu saldırılar AKP’nin maskesini bir kere daha düşürmüş ve AKP’den beklentili olanların beklentileri ortadan kalkmıştır. Bu bizim için çok önemlidir. Bin bir maskeli surat olmaları çok tehlikeliydi. Herkesi kandırıyorlardı, şimdi kimseyi kandıramazlar. AKP’den artık kimsenin herhangi bir beklentisi kalmadı.
AKP artık bitmiştir, bitecektir. İstediği kadar kan döksün, döktüğü kanda boğulacaktır. Eğer biraz akıllılarsa kan dökmekten vazgeçerler. Yoksa sonları kötü olur. Kan dökenlerin sonu Ortadoğu’da da, dünyada da ortadadır. Onların başlarına ne geldiğine baksınlar. O nedenle öncelikle AKP’ye şunu söylerim: Akıllı olmak gerek! Bu politikalarla hiçbir yere gidilemedi, gidilemez. Bu politikayla bir sonuca ulaşılamaz. PKK, politikalarıyla sıfırdan buraya geldi. AKP, politikalarıyla Türkiye’yi nereden nereye getirdi? Şimdi oyalamayla belli gelişme yarattı, sonra anlaşıldı ki, her şey kendi cebini doldurmak için yapmış. Yapabileceği, kazanabileceği bir şey yok. Sadece sonunu daha tehlikeli bir konuma sokar.
Bu konuda AKP adına memurluk yapanlar dikkat etmelidir. Mesela, belki onu da zorluyorlar, ama açığa çıkıyor ki, bütün kirli işlerinin arkasında MİT Müsteşarı var. Bunların hepsini öğreniyoruz.
DAİŞ’E DÖNÜK OPERASYONLARIN HEPSİ YALANDIR
Tam da geçtiğimiz yıl hükümetin Suriye toplantısının ses kaydında Hakan Fidan’ın söyledikleri gerçekleşti. “Suriye’den iki füze attırırız ve süreci başlatırız” demişti…
Evet, evet, aynen öyledir. DAİŞ ile şimdiki savaş tam bir hikayedir. Suruç katliamının üzerini örtmek, gündemi saptırmak için yaptılar. Öyle bir savaş yoktur. DAİŞ onlara herhangi bir ateş etmedi. DAİŞ açıklama yaptı: “Kürt devleti kurulması ihtimali var.” Yani AKP politikalarına destek açıklaması yaptı. AKP ile savaşan bir güç onu hiç yapar mı?
O ölen astsubayı da kendileri vurdular. Hiçbir DAİŞ’li vurmadılar. DAİŞ’e dönük operasyonların hepsi yalandır. DAİŞ’i gösterim PKK’yi vuruyorlar, Kürtleri vuruyorlar, devrimci-demokratik güçleri vuruyorlar. DAİŞ çok teşhir olduğu için DAİŞ’le PKK’yi yan yana koyarak PKK’yi, Kürt direnişini itibarsızlaştırmak istiyorlar. AKP ile DAİŞ yan yanadır, dostturlar, müttefiktirler. Şimdiye kadar böyle oldu, şimdi AKP Türkiye kamuoyunun beynini yıkamaya çalışmaktadır.
Peki, siz DAİŞ’e karşı savaşıyorsanız, geçen yıl Kobanê’de ortak saldırı yapanlar kimlerdi? DAİŞ’in Kobanê saldırısına umut bağlayanlar kimlerdi? Kamuoyu Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarını unuttu mu? Unutmadı. Dolayısıyla danışıklı dövüştür.
DAİŞ, Türkiye’ye saldırır mı, onu bilemem. O ihtimal dışı değildir. Onu isteyen güçler vardır. Ve AKP’nin son kurduğu ilişkiler Türkiye’yi öyle bir savaşın içine götürüyor gibi geliyor. İmralı’da halkların kardeşliği, dostluğu, birliği temelinde bir demokratik birlik kurmak için gerçekten de Eyüp sabrıyla duran, direnen Önder Abdullah Öcalan mı Türkiye’yi kurtuluşa, demokrasiye götürüyormuş, yoksa AKP’nin son kurduğu ilişkiler, dostları mı onu kurtuluşa götürür, onu yakında kamuoyu görür.
Ne yapmak gerekir dendi mi, önce doğru zihniyet olmalıdır. Karşımızdaki gücün, AKP’nin faşist, sömürgeci, diktatör yönünü görüp doğru anlamamız gerekir. Diğer yandan Kürt özgürlük güçleriyle, Türkiye devrimci demokratik güçlerinin birliği, bu temelde tüm Türkiye toplumunun demokratik birliği çok önemlidir.
Suruç’un intikamını almak Kürt Özgürlük Hareketi’yle, Kürt halkının özgürlüğüyle en ileri düzeyde ittifak kurarak Türkiye’yi bu faşist diktatörlükten kurtarmaktır. Bu katliamla Türkiye toplumu, aydınları, kadınları ve gençleri korkutulmak istendi. Kürde yaklaşanın sonu bu olur, diye gözdağı verilmektedir. AKP’ye inat Kürt ve Türk halkının birliği, Türkiye toplumunun demokratik birliği olmalıdır. Türkiye demokratik ulusu, birliği çerçevesinde bütün kimliklerin, kültürlerin, halkların özgürce yaşayacakları, var olacakları bir demokratik sistemi öngören temelde birlik olunmalıdır.
İNTİKAMI KÜRDİSTAN’I ÖZGÜRLEŞTİREREK ALACAĞIZ
Bizim bu konuda Kürt halkına da, Türkiye toplumuna da söyleyeceklerimiz var. Halk bizden ‘intikam’ almamızı bekliyor. Biz intikamı Kürdistan’ı özgürleştirmek ve Türkiye’yi demokratikleştirmek olarak görüyoruz. Böyle basit intikamcı konumda değiliz. Böyle bir şeyi PKK baştan beri görmedi. Gerçek intikamı siyasi mücadele yürütme ve bu temelde zafer kazanma olarak gördü.
Kuşkusuz, eylemler oluyor, protestolar oluyor. Çok daha fazla bunları yapmak, AKP’yi teşhir etmek, AKP’yi işlemez kılmak gerekir. Ama AKP zaten teşhir olmuş, yönetimden düşmüştür. Türkiye toplumunda bilinçlenme gelişmektedir. Halk olarak da, hareket olarak eylem yapma sorunumuz yok. Şimdiye kadar on binlerce eylem yapmış, direniş geliştirmiştir. Şimdi önemli olan ise AKP’yi teşhir eden, işlemez kılan eylemleri aynı zamanda demokratik toplumu örgütlemeye, demokratik ulus inşasına, demokratik özyönetimi geliştirmeye yöneltmek lazım. Doğru olan budur.
DEMOKRATİK ÖZERKLİK YÖNETİMLERİ GELİŞTİRİLMELİ
Evet, gerilla da mücadele edecek, serhildan da gelişecek, tüm güç harekete geçecektir. Ama bu neyin etrafında olacak? Bu konuda açık olmak gerekir. Toplum intikamcılık ya da başkasından bir şey beklemek yerine, özellikle de Kürdistan’da yüzde seksen-doksan, yüzde yüz oy alınan yerlerde kendi öz yönetimlerini kurmalı. Kendi karar organlarını, yönetimlerini, meclislerini geliştirmeli, Demokratik Özerklik yönetimlerini geliştirmeliler.
Şunu da açık söyleyebilirim: Biz sabırla, Önder Apo’nun da çağrıları temelinde yıllardır bir mücadele yürüttük. Bunları demokratik siyaset yapsın, yeter, artık daha fazla savaş, kan olmasın diye bunları yaptık. Fakat bunu AKP hükümeti, devlet zayıflık olarak gördü. Hayır, öyle değildir.
Biz eskisi gibi mücadele etmek istemiyoruz. Bunu Türk ordusu da bilmelidir. Orduyu bir sopa gibi üzerimize gönderiyorlar, gerilladan fazla tepki gelmeyince sanıyorlar gerillanın fazla yapacağı bir şey kalmadı. Gerilla eskisi gibi savaşmak istemiyor. Evet, eskiden sorunu açığa çıkarmak için, bir de ordunun her şeye kadir olduğunu sanan paradigmaya sahip olduğumuz için biz orduyla çatışmalar yürüttük. Ama şimdi anlayışımız, paradigmamız öyle değildir. Orduyla kazanılan orduyla da kaybediliyor. Şimdi ordu gücüyle Kürdün iradesini kırmaya çalışan, daha büyük bir ordu gücünü gördü mü işbirlikçi olur, teslimiyetçi olur. Nihayet AKP Kürde, PKK’ye vururken ABD’ye de yaltaklanıyor. ABD’yle anlaşma oluyor da neyin karşılığında oluyor?
Bu bakımdan, Türkiye devletini yıkmak isteyen, ordusunu kovmak isteyen, başka bir devlet kurmak isteyen, bu temelde orduyla çatışmak isteyen bir gerilla hareketi değiliz. Diyorlar ki, “Kürdistan’ı koparmak istiyorlar, bölücü…” Bölücü değiliz, esas bölücü AKP’nin kendisidir. Bu devletle Kürde vuruyor. Oysaki bu devlet Kürdün “Vurun Kürt uşağı namus günüdür” çağrısına verdiği cevapla kuruldu. Şimdi ne oldu?
KÜRTLER KESİNLİKLE ÖZGÜRLÜK İSTİYOR
Onun dışında MİT Müsteşarı diyor ki, “PKK ayaklanmaya hazırlanıyor!” Bu da doğru değildir, ama PKK’nin özgürlükte kararlı, ısrarlı olduğu görüşü doğru ve nettir. Kürtler ayrılmak, ayaklanmak istemiyorlar. Ama Kürtler kesinlikle özgürlük istiyorlar. Bunu herkes bilmelidir. Bu bakımdan da mücadelemiz özgürlüğü yaratmalı, özgür yaşamı inşa etmeli, demokratik sistemi kurmalıdır. Bunu nerede kurabiliyorsak, orada kurmalı. Toplum öne çıkmalı. Artık gerilla çatışmasına umut bağlayan değil de demokrasinin de bir gereği olarak, halk kendi kendisini yönetmelidir. Mahalleyse mahalle kendini yönetmeli, köyse köy kendini yönetmeli, şehirse şehir kendini yönetmelidir. O halde demokrasi merkezin değil yerelin kendini yönetmesidir.
AKP demokrasisi çoğunluğu elde edersen, sopan kuvvetli olursa vurur herkesi ezersin anlayışıdır. Bu demokrasi iki yüzyıl öncenin anlayışıydı. Bu bakımdan Türkiye Ankara’dan her yeri “benim dediğim olacak” anlayışıyla artık yönetemez. Bu yönetim anlayışını terk edecekler. Etmiyorlarsa terk ettirebilmek gerekli. Bunun yolu da herkesin demokratik öz yönetimini inşa etmesinden geçiyor.
Toplum bilinçli ve örgütlü, o halde “biz kendimizi yönetiyoruz” demelidir. Kendileri nasıl yaşamak istiyorlarsa, ekonomik, sosyal, siyasi, eğitsel, kültürel, sağlık bütün sorunlarını kendileri çözen yönetim sistemleri geliştirebilmeliler. Bu temelde örgütlenmeliler. Bir direniş yapacaksak bu sistemi geliştirme ve koruma temelinde yapmalıyız.
ADIM ADIM ÖZYÖNETİMLER GELİŞTİREREK TÜRKİYE DEMOKRATİKLEŞİR
AKP’ye karşı mücadeleyi yükseltmek demek, Kürdistan’da, Türkiye metropollerinde köy köy, kasaba kasaba demokratik özerkliği inşa etmek, demokratik özyönetimi geliştirmektir. Suruç şehitlerinin anılarını yaşatmak da yerel demokrasiyi geliştirmekle olur. O halde Kürdistan’ın özgürlüğünü öngören bir yerel demokratik sistemi Türkiye’nin her tarafında geliştirebiliriz. Halk bu iradeyi kullanmalı, artık bu adımı atmalıdır. “Ne yapacağız?” dememeli, “birileri gelsin bize yapsın” dememelidir.
Halk demokratik öz yönetimini kursun, yönetimlerini ve karar organlarını oluştursun, kendi ihtiyaçlarını karşılayacak örgütlemelere gitsinler ve karar alsınlar: “biz bu temelde kendimizi yönetiyoruz” desinler. Evet, Türkiye’den ayrılmıyoruz, Türkiye Demokratik Ulusu'nun parçasıyız, bu temelde alınan demokratik kararlara saygılıyız, ama biz kendi kendimizi yöneteceğiz. Demokrasi bunu gerektiriyor, Ankara’daki meclis ve hükümet de bizi böyle kabul etmeli, tanımalıdır.”
Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan, “bu yönetimin içinde başka yönetime izin vermeyiz” diyor. Hitler faşizminden daha ağır bir diktatöryal faşizmdir. Almanya Hitler faşizmini yıktı, şimdi nasıl bir sistem kurdu? Berlin yönetimi dışında Almanya’nın eyaletlerinde hangi yönetimler var? Bu kadar Amerikan hayranıdırlar, Amerika’ya baksınlar, Amerika’da nasıl bir yönetim var? Türkiye’dekine benzer bir yönetim hiçbir yerde kalmamıştır, bazı diktatörlükler hariç.
O bakımdan da demokratik devrim mücadelesi yürütmek gerekir. Bunun yolu da demokratik özyönetimin oluşturulmasıdır. Serhildan da buraya yönelmeli, özsavunması kesinlikle bu temelde gelişmelidir. Bu olursa halkın gücü ortaya çıkar, gerilla da bu konuda rol oynar. Böyle bir demokratik devrim adımı atar ve geliştirirsek AKP’nin zihniyetine ve politikalarına öldürücü darbe vurmuş, AKP katliamlarının intikamını almış, şehitlerimizin anılarını yarattığımız demokratik sistemde yaşatmış oluruz. Bu temelde herkesi, demokratik özerklik çalışmalarını geliştirmeye davet ediyorum; Kürdistan’ın tümünü, Türkiye’nin demokratik çevrelerinin hepsine çağrı yapıyorum. AKP’nin yapabileceği bir şey yoktur. Toplum nasıl isterse öyle yönetilir.
HALK KENDİ KADERİNİ ELİNE ALMALIDIR
Ordunun gücünün her şeye kadir olduğu dönem geçmiştir. Profesör Ahmet Davutoğlu bu gerçeği öğrenmeli. Halkın gücünün her şeye kadir olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Dolayısıyla biz PKK olarak halk iradesine sonuna kadar bağlıyız. Halk gücünü ortaya koymalı ve kendi kaderini bu temelde eline almalı, tayin etmelidir. AKP’yi zorlayan, ondan “biz nasıl yönetileceğiz, sen karar ver” diyen olmamalıyız. Ankara’daki yönetime bunu dersek o da bize bu merkezi, tekçi dayatmada bulunuyor. Diktatörlük dayatıyor. O halde beklememek gerekiyor. Kendi kaderini eline alıp o temelde AKP faşizmini aşan, Kürdistan’ı özgürleştiren, Türkiye’yi demokratikleştiren büyük bir demokratik değişim-dönüşümü gerçekleştirmek gerekiyor.
Değerlendirmelerinizden de şunu çıkarabilir miyiz, o zaman Kürtler açısından AKP’nin iktidarını yeniden sağlamak için planladığı ‘yeni seçim’ gündeme gelmeyecek, diyebilir miyiz?
Evet, yeni seçim hiçbir çözüm üretmez. Sadece 2016 maliyesini de götürür. Sorun seçim sorunu değil, sorun zihniyet ve politikalar sorunudur. Türkiye hangi politikalarla yönetilecek? Merkezi diktatörlük mü olacak, yerel demokrasiyi mi geliştirecek? Kürt halkının ve diğer kimliklerin özgürlüğünü mü tanıyacak, kadın özgürlüğünü mü esas alacak, yoksa tüm kimliklere diktatörlüğü mü dayatacak? Kürdü baş düşman görerek dünyada herkesle ittifak yapmaya mı çalışacak?
Bu devlet “vurun Kürt uşağı namus günüdür” demesiyle kuruldu. Kürt kendini çekerse bu devlet çöker, çöküyor işte. Kürtsüz Ortadoğu’ya kapı açmış bir Türklük asla olamaz. Bunun için tarihe bakmak yeterlidir. Kürt düşmanlığıyla bir yere gidilememiştir.
Bu anlamda köklü stratejik değişime ihtiyaç vardır. Bunun için tartışma ve aydınlanma olmalı. Basında tartışma yapıyorlar, ama çoğu tartışma incir çekirdeğini bile doldurmuyor. Tamamen iktidarın verdiği şeyleri temcit pilavı gibi çiğniyorlar. Sorgulayıcılık ve eleştirel bakış yok. Gerçekte tartışılması gereken, AKP zihniyeti ne, geleneksel politika ne?
Türkiye şunu tartışmalı: Durup dururken Türk ordusu 400 sortiyi bir gece yarısında Kürtlerin üzerine niye yaptı? Hani bu Kürtlerle dostular? Hani bu PKK ile anlaşmaya çalışıyorlardı? Ben daha önce de söyledim, PKK gelir ama Türkiye’nin bu kadar genişliği var mı? Sen tepesine vurarak onu alamazsın. O zaman zihniyet ve politika değişikliğini tartışacaklarına “nereyi vurduk, ne kadar vurduk!” Öyle basıncılık olmaz. Buna yalakalık, havuz medyası demeyle de izah edilecek bir durum değil gerçekten de Mehmetçik basıncılık, poliscik basıncılık var. Tam bir özel savaş yürütülüyor. Aşağılık kompleksi binmiş binmiş artık ne söylemediğini anlamadan söylüyor. Kime söylediğini bilmiyor, Kürde bu kadar veryansın ediyor ama yanı başında ekmeğini yedikleri Kürttür. Sen Kürdü bu kadar kötüler, hakaret edersen sana bir tepkisi olmayacak mı?
Türk ordusuna soruyorum, bu kadar zalimce saldırıyor, bünyesinde ne kadar Kürt genci var? O gençleri bünyesinde nasıl tutacak? Bu konuda eğri oturup doğru konuşmalıdır. Dönem düşünme dönemidir. Ezbere konuşma dönemi bitmiştir.
Bu bakımdan sorun seçim sorunu değildir. Seçim, AKP’nin oyalama politikasının devam ettirilmesidir. Oyalama politikasıyla Türkiye’nin 13 yılını götürdü. Hiçbir temel sorunu çözmeden 13 yılı bitirdi. Tayyip Erdoğan ve çevresi büyüdü, bu ayrı ama Türkiye büyümedi. Bunun yanında PKK’nin, Kürt halkının, demokratik güçlerin geliştirdiği özgürlük arayışı var. Türkiye’yi canlı tutanlar da bunlardır.
Sorun hükümet sorunu da değildir. CHP de gerçekçi olmalı. 1930’larda bir şeyler yapılmıştır, şimdi aynı şeyi yaparız, olmaz. Aynı şeyi AKP yapıyor zaten. AKP’nin bugün uyguladığı politikalar CHP’nin 1930 politakalarının aynısıdır. O nedenle AKP varken, öyle bir CHP’ye de gerek olmaz. Birincisi, eğer CHP kendisini yenilemezse; ikincisi, AKP Suruç katliamıdır, AKP Diyarbakır katliamıdır, AKP siyasi soykırım operasyonlarıdır, AKP Medya Savunma Alanları’na dönük Kürt gençlerini avlamak üzere bir gecede 400 sorti yapan saldırı gücüdür. CHP bu sorumluluğu üstlenecek mi? AKP ile iktidar-hükümet ortağı olmak mevcut durumda suç ortaklığıdır. AKP değirmen taşını boynuna geçirmek demektir.
CHP gerçekçi olmalı. Eğer gerçekten biraz muhalefet olmak, kendini solda sayıyor, biraz sol temelde olacaksa o zaman demokratik güçlerle daha yakın olmalı, ittifak halinde olmalı, bu tür oyunlara kesinlikle gelinmemeli.
Diğer önemli bir konuda, hava saldırıları sonrası Başbakan Ahmet Davutoğlu açıklama yaparken, operasyonlara ilişkin Federal Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani’yle bir saate yakın görüştüklerini, kimi konularda mutabık kaldıklarını söyledi. Hava saldırılarının bir boyutu da Güney Kürdistan halkını etkilemesi ki, sivillerin de yaralandığı basına yansıdı. Bu noktada Güney Kürdistan halkının tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İkincisi ise, bu hava saldırıları bağlamında AKP-KDP işbirliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz PKK olarak, onun gerilla güçleri olarak Şengal’i savunduk, Musul’u ve Kerkük’ü savunduk, Hewler’i savunduk, yüzlerce şehit verdik. Bu şehitlerimizi de saygıyla anıyorum. Bu anlamda Kürt kardeşliği, Kürt yurtseverliği anlamında üzerimize düşeni yaptık. Hiçbir karşılık beklemeden, hesap öngörmeden, Güney Kürdistan yönetimini zorda gördüğümüz an hiç tereddüt etmeden bunları yaptık.
Güney Kürdistan yönetimi ve partileri bence bir sınav içindeler. Bu sınavı nasıl verecekler, bu merak konusudur. Bir de üstelik sürekli devlet ilan etmeye dönük açıklamada bulunuyorlar. Devlet ilan etmek isteyen Güney Kürdistan yönetimi Türk uçaklarının gece gündüz Kürdistan dağlarını bombardıman etmesine karşı ne düşünüyor, açıklamalı, tutum koymalı.
AKP’nin psikolojik savaş medyası ve başbakanı bazı şeyler söyledi. Ben kişi olarak o söylenenlere itibar etmiyorum. Yönetimimizin de çoğunlukla öyle düşündüğünü iyi biliyorum. Bu psikolojik savaşa itibar etmeyiz. Ama sessiz kalınacak ya da dil ucuyla kınanacak bir durum yok ortada. Açık tavır alınması gereken bir süreçteyiz. Suruç’ta bu kadar katliam oldu. AKP’nin yaptığını CHP bile söylüyor, herkes söylüyor. Suruç’a gidip inceleme yapan milletvekilleri durumun böyle olduğunu söylediler.
Yönetimimizin bu kadar ısrarlı çabasına, üç buçuk aydır Önderliğimizle görüşme olmamasına rağmen çatışmasızlık durumunun bozulmaması için sabır ve dikkat gösteren bir PKK gerçekliği ortadayken bir gecede 400 sorti yapan saldırı, tabi bu da 24 Temmuz‘da oluyor. Tabi bu Lozan’dır. Bunu da bilelim. Güney Kürdistan yönetimi de bilsin. “Lozan egemenliğini sağlatacağız” diyor, Güney Kürdistan yönetimi Lozan için ne diyor? Onu da bilmek istiyoruz. Öyle bir günde altı yüzden fazla yurtseveri, demokratı bir sürek avı gibi tutukluyor, o kara yüzlü polis timleri gece gündüz, kadın çocuk demeden kapıları kırıp evleri basıyorlar, insanları tam bir gestapo tarzı sorgu hane-işkence hanelere götürüyorlar. İşte böyle bir saldırı var.
“İki taraflı oluyor, PKK şöyle yapıyor” demek doğru değildir. 5 Nisan‘da Önder Apo’yla görüşme yaptı ve görüşmeler sürüyordu. Müzakere heyetleri kurulacak, izleme heyeti oluşacak ve müzakereler başlayacaktı. Ondan sonra her şeyi Tayyip Erdoğan, Türkiye durdurdu. Önder Apo’yla ondan sonra bir görüşme bile olmuş değil, sağlık durumunu bile bilmiyoruz. Üzerinde ne kadar baskı-terör var, bilmiyoruz. Bunu açıkça söylediler, Kürt halkı da bilsin: önderlik üzerinde baskı vardır. Yönetimimizin hiçbir bilgisi ve iletişimi de şuan yoktur.
AKP, “ABD ile anlaştım ve yaptım” diyor. Gerçekten Güney Kürdistan yönetiminin haberi yoksa bu vahimdir. O zaman nasıl devlet olacak? Yok, eğer varsa nasıl izin verdi? Hani barıştan yanaydı, hani barışçıl çözüm geliştirecektik? O ifade ediliyor. Şimdi uçakların zehir kustuğu bir ortamda hangi barış olur? Bunun için de tutum, hem de zaman geçmeden açığa çıkmalıdır. Ben ayrıntılarını bilmeden çok şey söylemek istemiyorum.
PKK 33 YILDIR GÜNEY KÜRDİSTAN’I KORUYOR
Bir de o bazı basın organlarına “köylerimizi PKK işgal etmiş” diyen, PKK’yi kötülemek için parayla satın alınmış propagandacılar çıkıyor. Ben onlara şunu söylüyorum: Bu “köylerimiz” denilen yerler Türk uçaklarının tecavüzü altında cayır cayır yanıyor. PKK gerillası 33 yıldır bu dağları, bu köyleri koruyor. O köyün namusunu, toprağını koruyor. “Ben o köyün sahibiyim” diyenler neredeler? Ortada kimse yok. Ama PKK 33 yıldır bu dağların, taşların, toprağın namusunu koruyor. Buna da dil uzatılıyor. Bunun yurtseverlikle bir alakası yoktur.
Bir de zaten doğru da değil. Uçaklar köyleri de vurdu. O köylerde olan yurtseverler var. Onu diyenlerin hiçbir köyle alakası yoktur. Köyün olanın, bahçesinde ve bostanın da olan köylünün hiçbirisi öyle söylemiyor. Şimdi yaralandılar, lanet ediyorlar. Basın o köylülerle konuşmalı.
Güney Kürdistan toplumunun elbette buna karşı bir direnci var, olmalı da. Bazı açıklamalar oldu, saygıyla karşılıyoruz. Bazı eylemler oluyor, azdır. Türk uçaklarının bu toprakları bombalamaya hiçbir hakkı yoktur. Herkes buna rahatlıkla karşı çıkmalı.
Sayın Kalkan, süremiz doldu, ama son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
 Son olarak eklemek istediğim şu: Herkes bilmeli ki, yeni bir mücadele sürecine girdik. Topyekun saldırı başlamıştır. Buna karşı hareket, halk olarak, tüm Türkiye demokratik toplumu olarak direneceğiz. Gerilla üzerine düşeni yapacak, aydınlar ve siyasetçiler üzerine düşeni yapacak, halk da üzerine düşeni yapacak. Bu çerçevede bir önemli konu da şudur, yakalanmalar çok oluyor. Gerillaya ve halka saldırılar olacak, ama tutuklamaları geçmişin siyasi soykırım operasyonları biçiminde geliştirmeye çalışacaklar. Buna karşı başta gençlik olmak üzere kadınlar, emekçiler uyanık olmalıdır. Artık eskisi gibi yakalanma, ucuz ve kolay yakalanma olmamalıdır. Herkes yakalanmamak için çaba harcamalıdır. Bunun için gizli çalışma kurallarına dikkat etmeliyiz. Daha çok duyarlılık, dikkat, tedbir gereklidir.
TUTUKLAMALARA KARŞI DİRENİLMELİDİR
İkincisi, tutuklamalara karşı direnme olmalıdır. Öyle polis hiç kimseyi yanında, yöresinde kolaylıkla yakalamasına fırsat verilmemelidir. Direnilmelidir. Herkes özsavunma bilinci ve örgütlülüğüyle hareket etmelidir. Yaşamını böyle bir sistem içine çekmelidir. Bu bakımdan da polis öyle avlar gibi ortalıkta insanları kolaylıkla tutuklayamamalıdır.
Üçüncü olarak da şunu belirtebilirim: Artık şehirlerde çalışamayanlar, deşifre olup yakalanma tehdidi altında olanlar, eğer kalamıyor ve çalışma yürütemiyorlarsa o zaman dağa çıkmalılar, en yakınlarındaki dağlara gitmeli, gerillanın özgürlük sistemi içerisinde yaşayıp mücadelelerini sürdürme, kendi güvenliklerini sağlamalılar. Dağlarda gerillanın böyle özgürlük alanları vardır. Dağda gerilla mevzilenmesinde yer alarak da köyde, kasabada, şehirde siyasi mücadele yürütmek, halkın mücadelesine güç destek vermek mümkündür.
Biz 35 yıldır mücadele eden bir hareketiz. Bu saldırıları yapan hükümet, Ahmet Davutoğlu bilmeli ki, kendilerinin önceki saldırdılar fakat hayalleri kursaklarında kaldı. Birçoğu da döktüğü kanın psikolojik altında inleyerek öldü. Bunda ısrar ederse Davutoğlu’nun sonu da onlardan farklı olmaz. Bunu herkes bilmelidir.
Diğer yandan devlet güçleri, polisi ve ordusu, memuru da şunu bilmeli: Eğer PKK ve Kürt halkı dikkatli davranıyorsa bu zayıflığından değildir. Sadece çatışmasız çözüm istediğindendir. O bakımdan da AKP karşısında tutum geliştirmeliler. Ordu kendisini sopa gibi kullandırmamalıdır. Eğer ordu sınırları koruyan bir güçse, PKK’nin, gerillanın mevcut durumda ona diyeceği bir şey yok. Ama kim ki halka ve gerillaya karşı saldırırsa ona karşı direnilir.
Polis, devlet memurları eğer bu politikalara karşı çıkmazlar da AKP Kürt yurtseverlerini tutuklatmaya, Kürt halkı üzerinde baskı, zulüm uygulamaya, Kürt gençlerini katletmeye devam ederse Kürt halkı da, PKK de, gerilla da direnecektir.
POLİS, DEVLET MEMURU TUTUKLAMAYA KARŞI TUTUKLANIR, VURURSA VURULUR
Şu olacaktır, her tutuklamaya karşı Kürt halkının, gerillanın tutuklama hakkı, görevi vardır. Böyle bir biçimde hareket de edecektir. Eğer AKP çatışmayı sürdürecekse bilsin ki, Kürdistan’da memurluk yapan herkes AKP’nin saldırısına ortaktır, tutuklamaya karşı tutuklanır, vurmaya karşı vurulur. Bu bilinmelidir. Polis silahını kullanırsa misliyle karşılığını bulur. Devlet memuru tutuklayıp yargılamaya kalkıyorsa Kürt halkının da adaleti var, kendisi de tutuklanır, yargılanır. Onun için bu politikaya kimse alet olmamalı, AKP’nin saldırganlığına karşı topyekün bir direniş, duruş geliştirilmelidir. En fazla da devlet görevlileri bu Kürt düşmanı, Kürdün kanından beslenip sarayda yaşamak isteyen zihniyete, kişilere fırsat vermemelidir. Kendilerinin eline bir şey geçmiyor, ama bu emirleri verenler paşalar gibi yaşıyorlar. Saraylarda yaşıyorlar. Ayakkabı kutularına paralar doldurdular, bir elleri yağda bir elleri balda, Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler.
Son söz olarak ise, Demokratik Özerklik Devrimi’ni gerçekleştirmek üzere Kürt toplumunu, dostlarını, demokratik Türkiye toplumunu, kadını ve gencini seferberlik düzeyinde mücadeleye davet ediyorum. Mücadele yöntemimiz AKP’ye darbe vuran, onu teşhir eden olmalı ama onunla yetinmemelidir. Bunu demokratik özyönetimi inşa temelinde yapmalıdır. Böylece AKP’nin merkezi, faşist diktatör yönetimini adım adım yıkmalıyız. Böyle bir mücadeleyi yürütürsek kesinlikle kazanırız. AKP’nin saldırganlığı zayıflığındandır. Seçimde yenildi, Suriye politikasında yenildi, Kobanê’de yenildi. Şimdi tıkandı, siyaset yapamıyor, bu saldırganlıkla siyaset yapmanın önünü açıyor. Orduyu, polisi sopa gibi kullanarak kendini maskelemek istiyor. Bu oyuna kimse gelmemelidir.
Artık AKP aşılıyor, yerine gelişecek olan demokratik Türkiye’dir. Türkiye Demokratik Ulusu şekillenecektir. Tek alternatif de budur. Bunu ilmik ilmik örercesine köylerden mahalleye, kasabalardan, şehirlerden geliştirmeliyiz. Böyle bir mücadele en doğru mücadeledir ve Türkiye’yi 2015’te Ortadoğu’nun ve dünyanın en demokratik ülkesi haline getirir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder